Evet gıcık biri, yaralı parmağa işemez, nobran, hasis, saldırgan, kompleksli, fesat, patavatsız fakat nihayetinde o faydalı bir parazit, hani ekmek, yoğurt mayalayan bakteriler var ya onlar gibi...
Kim ne derse desin son ayların parlayan televizyon yıldızı Murat Bardakçı’dır. Haber Türk kanalında yaptığı tarih söyleşilerinin her biri ertesi gün olay oluyor, aynı adlı gazeteden (yerli-yersiz) savurduğu salvolar ortalığı birbirine katıyor. Zaten aportta bekleyen kalemşorlar onun yüzünden birbirine giriyor. Şu âlemde Murat Bardakçı’ya methiye düzecek son kişi sıfatıyla diyorum ki, Sezar’ın hakkı Sezar’a: Murat Bardakçı, popüler tarihçilikte “1” numara! Farzedin ki yaptığı her şey kötü, ama en azından her hafta televizyonda milleti 5-6 saat boyunca tarih konuşturuyor, her hafta bir çarşaf sayfa tarih yazıyor. “Emin Oktay palavraları”ndan sıtkı sıyrılmış millet, şimdi “hiç olmazsa Murat Bardakçı var” diye seviniyor. Evet gıcık biri, yaralı parmağa işemez, nobran, hasis, saldırgan, kompleksli, fesat, patavatsız fakat nihayetinde o faydalı bir parazit, hani ekmek, yoğurt mayalayan bakteriler var ya onlar gibi. Bazen de çöp toplayan çocuklara benzetiyorum onu, evet çöpleri etrafa saçıyor ama sonuçta şişeyi petten, kağıdı naylondan ayırıyor.
Buna hemen bir örnek vereyim: Erzurum Atatürk Üniversitesi, Erzurum Kongresi’nin 90. yıldönümü münasebetiyle, İstiklâl Savaşı yıllarında çıkan “Albayrak” gazetesinin tıpkısını basmış. Ancak tören için Erzurum’a gelen Recep Tayyip’e yalakalık yapacaklar ya, işi aceleye getirmişler. Milyarlık proje dolayısıyla çöpe atılmış çünkü kitabın çevirisi baştan aşağı yanlış. Bardakçı tek tek yakalamış, dalavereci profesörleri o gece haklı olarak yerin dibine batırdı hatta ileri gitti, dizginleyemediği öfkesiyle ruhunun sadist yönleri ortalığa saçıldı. Daha evvel de aynı programda Türk Tarih Kurumu’nu enayi yerine koyup söğüşleyen sahtekâr profesörleri böyle teşhir etmişti.
Bardakçı’nın marifeti tarihi popüler hale getirmekten ibaret değil. O aynı zamanda çok önemli konuklar da ağırladı programlarında. Mesela Harvard Üniversitesi hocalarından Gönül Tekin’in mitoloji ve tarih söyleşisi günlerce konuşuldu. Keza Halil İnalcık, resmi palavraları unufak eden “Devlet-i Âliyye” kitabının tantımı vesilesiyle ilk kez televizyonda saatlerce “gerçek” tarihten sözetti. Ertesi gün bu sohbet gazetelerde sürdü. Tarihimizde ilk kez bir tarih profesörü “sürmanşet” oldu. Bu program sayesinde millet Osmanlı’nın 1299’da Söğüt’te değil de 1302’de Yalova’nın Koyunhisar köyünde kurulduğunu öğrendi.
Özal’ın akıl Hocası Heat Lowry
İnalcık Hoca’nın tezini savunan ve aynı mecrada mikro çalışmalarıyla tanınan Princeton Üniversitesi hocalarından Heat Lowry de Bardakçı sayesinde ekrana geldi. Balkanlar’da Türklerin yayılmasını konu alan, Bursa ve Trabzon’un erken dönemini aydınlatan kitaplarıyla tanınan Heat Lowry, bu programda “Avrupa’yı Osmanlı değil Karasi beylerinin feth ettiğini, bu beylerin de ‘devşirme’ olduğunu” söyledi. Öte yandan Lowry kafaları bulandıracak kadar “Türk” bir “yabancı”. Mesela 1918’de New York’ta yayımlanan “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü” adlı Türk düşmanı kitap üzerine, “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde Arkası” adında cevabi nitelikte bir kitap yazdı. Lowry bunda Ermeni soykırımının olmadığını ileri sürdü. Kitap 1990’da İngilizce, 1991’de Türkçe olarak yayımlandı. Bunun için “Turgut Özal’dan para almış” dediler. Para alıp almadığı bilinmez, ancak Özal’ın Heat Lowry’den akıl-fikir aldığını biliyoruz. Rahmetlinin hayata geçirmeye fırsat bulamadığı Kürt-Ermeni açılımında danışmanlığını Heat Lowry yapıyordu.
İlber Ortaylı’yı bitiren kitap “Tarih-Lenk”
Ekran şansı olmayan fakat Bardakçı sayesinde ekrana gelenlerden biri de Boğaziçi ve Oxford üniversitelerinde dirsek çürütmüş Hakan Erdem’di. İşin aslını bilenler o gece çok şaşırdılar çünkü Hakan Erdem, İlber Ortaylı’nın akademik kariyerini tarihe gömen “Tarih-Lenk” kitabı vesilesiyle konuk edilmişti. O gece Bardakçı “kankası” İlber Ortaylı’yı resmen sırtından bıçakladı. Dersini çok iyi çalışmış Hakan Erdem karşısında Bardakçı “aretliğini” savunmak adına biraz kem-küm ettiyse de çabası Ortaylı’yı kurtarmaya yetmedi. Erdem o gece kitabında ayrıntılarıyla sergilediği İlber Ortaylı mahreçli ne kadar atmasyon varsa hepsini birbir ortaya serdi.
Heyhat! Bu olayın ardından Bardakçı ile Ortaylı’nın kapışacağını umanlar boşyere beklediler. Cevap hakkı dümeniyle ekrana gelen Ortaylı’nın Bardakçı ile muhabbetini daha da ilerlettiği görüldü. Meğer ikisi de Kırım Tatarı imiş. Etnik bir dayanışma içinde, “kıskananlar çatlasın” tribine girdiler. O gece gevrek gevrek kahkahalar atarak, göbeklerini hoplatarak ve fakat Hakan Erdem’in ortaya çıkardığı yanlışlara hiç değinmeden programı kapattılar.
Bardakçı’nın gölgesinde Fatih Altaylı
Murat Bardakçı’nın “zararlı faydalarından” biri de Fatih Altaylı’nın imdadına yetişmesi oldu. Bu dayanışmadan hem bir gazete, hem de romantik bir ilişki doğdu: Fatih Altaylı Murat Bardakçı’ya resmen âşık. Haber Türk’ün şu sıralar televizyonlarda gösterilen bir reklamı var. Güya Haber Türk mutfağında aşçılar yemek yapıyor. Orada Fatih ile Bardakçı finalde ekrana geliyorlar, Altaylı servis edilmeden önce son kez yemeği koklarken, Bardakçı bir tutam baharat ekliyor. Yemek işte o zaman servise hazır hale geliyor. Reklama göre Haber Türk’e son şeklini veren bu ikisi oluyor. Bu sahne Altaylı’nın Bardakçı’ya Haber Türk içinde ayırdığı yeri gösteriyor.
Mehmet Yılmaz bir “patron kapışması” sırasında “mecburen” karşı karşıya kaldığı Fatih Altaylı için “Borat” demişti (*). Aslında Borat’ın önde gideni kendisi ama bu benzetmesi de ikizine çuk oturmuştu doğrusu. Fakat Altaylı artık eski Borat değil. Haber Türk içinde evrildi kerata. Cübbeli Ahmet Hoca röportajı muhteşemdi. Bir kahve vaizinin tüm foyasını ortaya döktü. Susturarak değil, konuşturarak. Aynı şekilde, sahtekâr Kuran yorumcularını, olmadık bir dini İslam diye yutturan üçkağıtçıları bağırsaklarına kadar teşhir eden Yaşar Nuri Öztürk söyleşileri de çok zihin açıçıydı. Hürriyet’ten yükselen ekşi ayak kokusunu ilk duyanlardan biri olarak Fatih Altaylı derhal “medyanın pruva gemisi” mavrasına sarıldı. Artık açık seçik Hürriyet’in yerine oynuyor. Altaylı’nın evriminde Murat Bardakçı’nın da yapıcı bir rolü olduğunu düşünüyorum. Nitekim kendisi de bunu yeri geldiğinde Teke Tek’lerde itiraf etmekten çekinmiyor. Son olarak canlı yayında “sen ölürsen biz ne yaparız” dedi. Bardakçı bile şaşırdı bu densizliğe, “demek istediğim şu ki” diye düzeltti sonra: Yani Bardakçı ölürse bildikleri de onunla birlikte mezara gidecekmiş, bunu demek istemiş.
Haber Türk’ten sonra bütün televizyonlarda şekere sinek üşüşmesi gibi tarihi söyleşi programları patlaması oldu. Ama hiçbiri Bardakçı’nın topladığı seyircinin yanına bile yaklaşamadı. Altaylı da çakal tabii Bardakçı’ya yılana sarılır gibi sarıldı. Şimdi bu ikili balayı yaşıyor. Aman nazar değmesin, çarpık-çurpuk, eksik-gedik de olsa konusu böyle tarih olan programlar eksilmesin çoğalsın.
Son olarak yine Bardakçı’nın ‘Tarihin Arka Odası’nda konuk ettiği genç tarihçi, örnek insan Levent Kayapınar’dan sözetmeliyim. Eğer Bardakçı onu televizyona davet etmeseydi muhtemelen kimsenin Türkiye’de yaşayan böyle bir kıymetten haberi olmayacaktı. 1966 doğumlu Doç. Dr. Kayapınar, halen Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Yeni Çağ Anabilim Dalı Başkanı. Kendisi “geç dönem Bizans, erken dönem Osmanlı tarihi” uzmanı. Ortaçağ Yunancası’na ana dili gibi vakıf. İstanbul’un fethine tanıklık etmiş, son İmparator XI. Konstantinos Paleologos’un sağkolu Yorgios Sfrancis’in anılarını Türkçe’ye çevirdi. Bu nedenle Bardakçı’nın konuğuydu. Kitapevi’nden çıkan bu muhteşem eseri mutlaka edinmelisiniz. Yerim dar, burada ayrıntıya girecek değilim fakat bu kitabı okuduktan sonra, İstanbul’un fethine dair bugüne kadar çıkmış ne kadar kitap varsa alayının çöp olduğunu farkedeceksiniz.
Bardakçı’nın gölgesinde Pelin Batu
Bu arada Bardakçı’nın ‘Tarihin Arka Odası’nda harcanan Peli Batu ile “toraman” Doçent Erhan Afyoncu’dan sözetmezsek haksızlık olur. Şimdi bu da doçent, Levent Kayapınar’da doçent. Biri harbi, öbürü haybeci. Bardakçı her program yerli – yersiz Afyoncu’yu haşlıyor, akademisyenlere karşı duyduğu kıskançlık ve nefretin sanki kumtorbası Afyoncu. Öte yandan ondan vazgeçemiyor da. Çünkü Afyoncu’nun görevi boşluk doldurmak, ara nağme yapmak. Bir görevi daha var, yine Bardakçı’nın kışkırtmasıyla Pelin Batu’yu kızdırmak, zıvanadan çıkarmak. Batu’nun temsil ettiği “haddinden fazla laik, Pembe-Beyaz Türkler” karşısında maço Türk erkeğini temsil etmek. Bir kız babası olarak ne zaman Pelin Batu’yu bu kumpasta görsem üzülüyorum. İçimden “be kızım, gecenin bu saatinde senin ne işin var o adamların arasında” diyesim geliyor. Kız terbiyeli, iyi bakılmış, iyi eğitilmiş. Ama kendini ifade problemi var. Nitekim Bardakçı sırf bu yüzden ve programı aksatıyor diye kızın konuşmalarına çok kabaca müdahalelerde bulunuyor, hiç konuşturmuyor. Bazen de toramanı üstüne salıyor, birlikte damarına basıyorlar. Daha da ilerisi, bazen kıza salya da akıtıyorlar. Mesela Bardakçı seyircilerden Pelin’e ne zaman cinsel içerikli mesaj gelse hemen okuyor, sonra toramanla mânâlı mânâlı bakışıp gülüşüyorlar. Ben Pelin’in babası olsam valla kızımı bu kumpasa sokmam. Az daha unutuyordum. Tarihin Arka Odası’nda biri daha var. Esmer güzeli bir soprano. Bardakçı megalomonisi yüzünden bu kızın adı bile yok. Sabahın üçüne, beşine kadar sandalye tepesinde gıkı çıkmadan oturup hazretin keyfini bekliyor. Çünkü o bir “enstruman”.
Özetlersek Murat Bardakçı, Hürriyet’te bulamadığı huzur ve şöhreti Haber Türk’te buldu. Bunu yaparken çok çam deviriyor, çok kırıcı oluyor ama olsun. Fatih Altaylı’nın da desteğiyle konusu tarih olan bir program popüler hale geldi. Bunun olumlu etkileri olumsuzlukları örtecektir.
(*) Borat: Kazak gazeteci. Astana Üniversitesi’nde İngilizce, gazetecilik ve salgın hastalıklar üzerinde çalışmış. Birden fazla evlilik yapmış. İlk eşi yeğeni tarafından ayı sanılarak öldürülmüş. Borat buna fazla üzülmemiş hatta sevinmiş çünkü yeni bir karısı daha olabilmiş. Evlilik dışı ilişkilerini sürdürdüğü bir kız arkadaşı, bir metresi, bir fahişesi, üç çocuğu ve Igor adında bir domuzu var. Kendisi aynı zamanda bir buz üreticisi ve hayvan spermi alıcısı. Ayrıca bir zamanlar Çingene avcılığı da yapmış. İddiasına göre zincirle bağlı bir Çingeneyi taşla 15 metreden, bağlı değilse 10 metreden vurabiliyormuş. Ayrıca bir kadını 1600 metre kucağında taşıyabiliyor. Borat'ın hobileri pin-pon, disko dansı, köpük banyosu, köpek avı ve tuvalette kadın resmi çekmek. Yahudi düşmanı, seksist ve homofobik. Özbek ve Çingenelere karşı ırkçı. Borat kıçıyla Pepsi şişesini açabiliyor.
Ümit Bayazoğlu'nun Yeni Harman'da yayınlanan bir yazısı
18 Aralık 2009 Cuma
Faydalı bir parazit: Murat Bardakçı (Ümit Bayazoğlu)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
(*) Yavaş yürüyorum bela bana yetişiyor, hızlı yürüyorum ben belaya yetişiyorum.














2 comments: