Rumeli şehir ve köylerinin Osmanlılar tarafından iskânı, Moğol saldırılarından kaçıp Anadolu’ya sığınan nüfus yoğunluğu dolayısıyla başlamıştı. Türkmenler, Osmanlı yönetimi altında Gelibolu’dan geçerek Avrupa’ya doğru ilerledi. Bunların bir kısmı gönüllü, bir kısmı sürgün göçebelerdi. Türkler Balkanlar’da üç istikamette ilerlediler: Bir kol Yunanistan’ı, bir kol Bulgaristan’ı, diğer kol ise Sırbistan’ı egemenliği altına aldı. Türkler buralarda çoğu zaman hazır buldukları şehirlere yerleştiler. Bunun için önce o şehirdeki en büyük kiliseyi camiye çeviriyorlardı. Bu yüzden Batılı (Hıristiyan) kaynaklar bizim için: “Türkler çadırlarda yaşayan göçebelerdir, şehir kuracak medeniyete sahip değildir” derler. Yakın zamana kadar “ulusal bir aşağılık kompleksiyle” biz de öyle sanıyorduk: Türkler göçebedir, çadırda yaşar, şehir kuramaz!
Halbuki yeni kuşak tarihçilerin yaptıkları çalışmalar bunun aksini söylüyor. Mesela Boğaziçi Üniversitesi hocalarından Aziz Nazmi Taş Şakir, “Adrianopol’den Edirne”ye adlı kitabında Türkler’in Rumeli’nde sıfırdan birçok köy, kasaba ve şehir kurduklarını kanıtlıyor. Mesela siz Uzunköprülüler yüzde yüz bir Türk şehrinde yaşıyorsunuz, bunu biliyor muydunuz? Ancak eskiden buraya Uzunköprü denmiyordu, şehrin gerçek adı Ergene’ydi. 1455 - 1485 - 1519 - 1530 yıllarında tutulan Tahrir (kayıt) Defterleri’nde Uzunköprü’nün adı Ergene olarak gözüküyor.
Türklerin gelişiyle Rumeli’nde nüfusunda patlaması olmuştu ama bu “nitelikli” bir nüfus patlamasıydı. Osmanlı idarecileri bu nüfusu timar yöntemiyle vergilendirmişti. Yani onlara vergi karşılığı arazi vermiş ve bu sayede göçerlerin toprağa bağlanması sağlanmıştı.
Trakya şehirlerinde meslek sahibi üretken nüfusun artması, Osmanlı idaresinin Rumeli’de gerçekleştirdiği iskân sırasında sırf konar-göçer Türkmenler ile yetinmeyip, çeşitli alanlarda hüner sahibi olan zanaatçı ve sanatçıları da tehcir etmesiyle izah edilebilir. Nitekim Tahrir Defterleri’nde yer alan onlarca molla, müderris, nakkaş, mimar, katip, hekim, attar, musikişinas, terzi, debbah, aşçı, mimar gibi daha birçok alanda çalışanlar, hep birlikte Osmanlı kültürünün oluşumunda etkili olmuş, bu kültürün canlanmasını sağlayan başlıca öğeler olmuşlardır.
Bugünkü Uzunköprü kasabasının ve özellikle burada inşa ettirilen köprünün bulunduğu yer, bataklık ve ormanlıktı. II Murad buraya bir köprü, bir cami ve bir imaret yaptırarak yepyeni bir Osmanlı kasabası yarattı. Yüzde yüz Türk eseri olan bu şehre Ergene adı verildi. Hoca Saaddeddin bu hadiseyi, “Tâcû’t-Tevarih” adlı eserinde şöyle nakleder:
“Bu Ergene köprüsünün yeri evvel ormanlık ve balçık ve harâmiler durağı idi. Ve hiç vakit olmazdı ki anda harâmi adam öldürmeyeydi. Andan Sultan Murad ol ağaçları kırdırıp bataklığı kurutup orada 174 kantarlı (kemerli) bir köprü yaptırdı. Ve ol köprünün iki başını mamur ettirip bir tarafına Ergene adında latif bir şehir kurdurdu. Ondan sonra bir âli imaret yaptırdı ve Edirne’den ulema ve fakir cem edip buraya kendi eliyle üleştirdi ve çerağı kendi eliyle yakdı. Ve yapan mimara hil’atler giydirdi ve çiftlikler kurdurdu ve ol kasabanın halkını vergiden muaf ve müsellem kıldı. Bu vak’a 1427 senesinde oldu. Köprü ve diğer inşaat faaliyetleri 18 sene sürmüş olup 1444 tamamlanmıştır.”
Ergene, diğer Rumeli şehirlerinden farklı olarak tam anlamıyla bir Osmanlı şehridir. Burası, Gelibolu (Kallipoli), Dimetoka (Didymoteikho), Enez (Ainos) gibi şehirlerden farklı olarak, Osmanlılar tarafından fetih yoluyla elde edilmemişti. Dolayısıyla burada çift kutuplu Müslim-Gayrimüslim, fetheden-fethedilen, kaleiçi-tahta’l-kale modelleri sözkonusu değildir.
Kasaba, planlı bir şekilde kurulmuştu. Buraya yerleştirilen ahalinin sosyal statüsü, mesleklerin çeşitliliği de bu fikri doğrulamaktadır.
Bugün elimizde bulunan Tapu Tahrir (kayıt) Defterleri, Ergene’nin nüfus yapısını ayrıntılı bir şekilde izah etmektedir. Ergene’nin 1455’deki nüfusu şöyledir: İki ana cemaat mevcuttu; şehirli (78 hane) ve reaya (146 hane ve 22 bekârhane). Şehrin toplam nüfusu 242 hane ve 22 bekârhaneden ibaretti. 1485’te şehrin nüfusunda 35 hanelik bir azalma olduğu anlaşılmaktadır. Fakat buna rağmen şehrin gelirleri 46 bin akçadan 71 bin küsur akçaya yükselmiştir. 1519’da otuz yıl aradan sonra sözkonusu nüfus azalmasının üstesinden gelindiği görülmektedir (toplam 237 hane ve 67 bekârhane). 1530 tarihli defterden Ergene’de sadece 10 yıllık bir sürede, tam anlamıyla bir demografik patlamanın yaşadığını öğreniyoruz. 524 hane, 76 bekârhane. Ergene nüfusunun iki mislinden fazla artması şehrin yoğun bir iskân akımına maruz kaldığını göstermektedir. Kuruluşundan sonra ikinci defa yaşanan nüfus akımının nedenlerini ancak tahmin edebiliriz.İmaretin tesisiyle bölgedeki ümran ve refahın artması, iktisadi ve içtimai hayatın canlanması, hulasa memleketin bu köşesinin şenlenmesi hedeflenmiş ve bunda da başarılı olunmuştu.
Fethedilen yerlerin iskân ve imarı için idari - mali açıdan müstakil birer müessese olan “arazi vakıfları” tesis etmek Osmanlılar’ın öteden beri uyguladığı bir yöntemdi. Vakıf yolu ile hırsız yatağı, ıssız ve bataklık yerlerde güvenli ve korunaklı köy – kasaba – şehirler yaratılmıştı. Buraların kendi hayatını idame ettirebilmesi ve uzun zaman yaşaması için memleket gelirleri bu işe vakfedilmişti.
Seferber bir ordu şeklinde teşkilatlanmış olan Osmanlılar’da herkesin devletin tayin edeceği vazifeyi devletin istediği yerde, askeri bir vazifeymiş gibi yapması gerektiğinden bu iskân sürecinin kontrollü bir şekilde geliştiği şüphe götürmez. Neşri ve Hoca Saadeddin’in bahsettiği vergi muafiyeti ahalinin cezp edilmesinde etkili olduğu düşünülebilir. Rumeli’nin bütün yol boyları ve köprü başları hep böyle bir takım muafiyetlerle o civarın emniyet ve asayişini teminle hizmetlerini yapmaya amade insanlarla iskân edildiği gerçeği Ergene için de geçerlidir.
Ergene’ye aileleriyle birlikte Karahan ve Menteşe gibi memleketin muhtelif bölgelerinden gelen hane reislerinin oldukça büyük meslek sahibidir. Bunların toplam nüfus itibarıyla oluşturdukları yüzde, Kızılağaç, Bolayır, İpsala ve Vize gibi çoğu Rumeli şehrinde sakin esnaf sayısı oranlarından çok fazladır. Ergene, kalabalık esnaf ve zanaat erbabıyla önemli bir ticaret şehri olarak planlanmış ve bu doğrultuda gelişmiştir.
(Ergene: Türkçe’ye Moğolca’dan geçti. Sarp demek.)
Ümit Bayazoğlu















1 comments: