20 Aralık 2008 Cumartesi

Hilafet



İngiliz sömürgesi Hindistan'da yaşayan Müslümanlar Mondros Mütarekesi sonrası İngilizler'in İstanbul'u işgaline tepki gösterirler. Halife'yi kurtarmak üzere para toplayıp Anadolu'daki kurtuluş hareketine yollarlar.




Milli Mücadele sonrası Mustafa Kemal bu parayı İş Bankası'na sermaye yapar ve hilafeti ise -İngilizler'i bile hayrete düşürecek kadar hızlı bir şekilde- kaldırır.



Yazının devamı

17 Kasım 2008 Pazartesi

Hürriyet geyiği

II.Meşrutiyet'in ilanına sebep olan sürecin kıvılcımını ateşleyen kişi, Balkanlar' da "hürriyet" için isyan edip 160 adamı ile dağa çıkan Resneli Niyazi Bey'dir. 31 Mart ayaklanmasını bastıran Hareket Ordusu içinde de yer alır. Geyiği "Rehber-i Hürriyet" en az Niyazi Bey kadar meşhurdur. Bulup evcilleştirdiği bu geyiği gittiği her yere yanında götürür. Gülhane Parkı'nda halk onu akın akın görmeye gelir, kartpostalları kapış kapış satılır. Sultan Reşad bile çocukları ile Rehber-i Hürriyet'i sevmek için Gülhane'ye bir sefer yapar.


Hacı Bektaş Veli

Hacı Bektaş Veli (1209-1271)




Muhazafakar kesim 'Ulu Hakan' II.Abdülhamid'in devrilmesine sebep olduğundan Niyazi Bey'i hiç mi hiç sevmez, savaşlardan sağ çıkıp 1913'te gemiye binmek için limanda beklerken bir adamı tarafından öldürülmesinden dolayı "ne şehittir ne gazi bok yoluna gitti Niyazi" darb-ı meseli ve "geyik muhabbeti" argosunun ondan türediğini söylerler. Balkanlar'da Bektaşi tarikatının çok yaygın olduğunu bilenler ise Hacı Bektaş Veli'nin bir kolunda cesareti temsil eden arslan, bir kolunda masumiyeti temsil eden geyikle resmedildiğini de iyi bilirler. Niyazi Bey Bektaşi'dir, aynı zamanda bir masondur, bir ihtimal İttihat ve Terakki içindeki Alman/İngiliz rekabetinin kurbanı olmuştur.



Resneli Niyazi Bey


Yazının devamı

16 Kasım 2008 Pazar

Kıbrıs


Galatalı simsarlar borçlarını tahsil edebilsinler diye tahta geçirilen V.Murat ruh sağlığı yerinde olmadığından ancak 3 ay tahtta kalabildi. Halk kendisinden önceki padişah ve amcası olan Abdülaziz'in intihar süsü verilen ölümünden kendisini sorumlu tutacak diye kafayı tırlatmıştı. Abdülhamid tahta geçtikten kısa bir süre sonra Çırağan sarayında yaşayan V.Murat'ı tekrar tahta çıkarmak isteyenlerin Çırağan'ı basma girişimleri başarısız olmuştu olmasına fakat Abdülhamid'i de bir korku sarmıştı. Ayrıca Ruslar 93 Harbi sonrası Yeşilköy'e kadar gelmiş İstanbul'a girmeleri ise artık an meselesi idi.



Kıbrıs


Bu şartlar altında Abdülhamid İngilizler'le siyasi bir dostluk kurmaktan başka çıkar yol göremedi. İngilizler'in Süveyş Kanalı'nı dolayısı ile sömürgeleri Hindistan yolunu kontrol eden Kıbrıs'a olan iştahlarını Kıbrıs'ı onlara kiralamak suretiyle karşıladı. Karşılığında İngilizler Ruslar'ı tarihimizdeki ilk Sevr olan Ayastefanos Antlaşması'nın yerine Berlin Antlaşması'nı kabul etmeye mecbur bıraktılar. Yani Abdülhamid İngilizler'e Kıbrıs'ı verdi ama İstanbul'u kurtardı.



serdar sabri


"Abdülhamid Kıbrıs'ı İngilizler'e verdi"
Öyleyse İngilizler, günün birinde adayı terketmek mecburiyetinde kalırlarsa, adayı kimden aldılarsa ona geri vermeleri gerekir, öyle mi? İlk bakışta öyle...


Ama gerçek farklı: Kıbrıs bir Rum adası. Tarihte yüzlerce kere istilaya uğrasa da sonunda hep Rum kalmış. O istilalardan biri de (sondan bir önceki) Osmanlı istilası olduğuna göre, Abdülhamid kimin malını kime veriyor? Rumlar bu oldu-bittiyi hiçbir zaman kabul etmediler. Abdülhamid'in temsil ettiği iktidar günün birinde göçerse, göçmüş bir imparatorun tasarrufu Kıbrıs'ı niye bağlasın ki?


Nitekim günün birinde imparatorluk göçtü ve nitekim günün birinde İngiltere komünist ve milliyetçi Rumlara mağlup olarak adayı terk etmek mecburiyetinde kaldı. Rumlar adayı kurtarmak için İngilizlere karşı savaşırken, Kıbrıslı Türkler İngilizler'in yanında saf tuttu.



Ümit Bayazoğlu


Yazının devamı

15 Kasım 2008 Cumartesi

Fenerbahçe, sen çok yaşa


fb logo eski

Fenerbahçe'nin ilk dönem başkanlarından biri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucularından Doktor Nazım Bey'dir. 1916-1918 yılları arasında Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı yapmıştır. 1926'da Mustafa Kemal'e karşı planlanan İzmir Suikasti'nde suçlu bulunarak idam edilir.

Mondros Mütarekesi ile birlikte İttihatçılar yurtdışına kaçınca 1919-1923 yılları arasında Fenerbahçe'ye bu sefer hanedandan Ömer Faruk Efendi başkanlık yapar. Kendisi son Osmanlı halifesi II. Abdülmecid'in oğludur. Kurtuluş Savaşı’na katılmak için gizlice Samsun’a gider ancak İstanbul’a geri gönderilir. Geri yollanmasa diğer şehzadelerin de onun peşinden Anadolu'ya geçeceği rivayet edilir. 1924'te Osmanlı Hanedanı'nın ülke dışına gönderilmesi kanunu ile diğerleriyle birlikte sınırdışı edilir.


Faruk Ilgaz'ın başkanlığı sırasında (1966-1974) Fenerbahçe klübünden yaşadığı yer Mısır'a bir zarf ulaşır. "Klüp erkanı, eski reislerine hörmetlerini sunarlar" notu ile birlikte klüpte kullanmak üzere sabık başkanların resimleri istenmektedir. Ömer Faruk Efendi bu zarf ile ilgili duygularını şöyle dile getirir: "Kırk ve küsur senedir böyle bir alaka görmediğimden şaşırdım mütehassis oldum, müteessir oldum ve gözlerimden yaşlar boşandı."


1969'da Kahire'de yalnızlık ve hasret içinde ölür. 1977'de "sessizce nakledilmesi şartıyla" mezarı Türkiye'ye getirilir, Sultan Mahmut Türbesi'ne defnedilir. Mısır'da beraber gömüldükleri Sultan Reşad'ın torunlarından Şehzade Namuk Efendi'nin mezarı da getirilir, çünkü aile kemiklerin karışmış olduğundan endişe etmektedir.





Yazının devamı

14 Kasım 2008 Cuma

Çanakkale Krizi - Chanak Affair

9 Eylül 1922'de milli güçlerin İzmir'i teslim almasından sonra Fahrettin Altay komutasındaki Türk ordusu Çanakkale Boğazı'na doğru harekete geçti, hedef İstanbul'u teslim almaktı. Çanakkale'de konuşlanmış olan Fransız ordusu herhangi bir problem çıkarmazken, Yunanlılar'ın Anadolu'yu işgali politikasının mimarı İngiliz Başbakanı Lloyd George buna şidddetle karşı çıktı ve İngiliz ordusunun direnmesini emretti.


David Lloyd George


David Lloyd George (1863 – 1945)



Lloyd George'un kabineyi toplayıp savaş kararı almak istedi. Commonwealth başbakanları kendilerine danışılmadan alınacak bu savaş kararından rahatsızdı, Kanada otomatik olarak savaş kararı vermeyeceklerini, durumun parlamentoda tartışılacağını bildirdi. Dışişleri bakanı Lord Curzon ve dönemin savaş bakanı Churchill de karara muhalif idiler. Lloyd George krizin sonunda istifa etmek zorunda kaldı ve siyasetten çekildi.


Bu olay tarihe Chanak Affair (Çanakkale Krizi) olarak geçti. Lloyd George'un Türk düşmanlığı, Avrupa'da 19.yüzyılda tekrar keşfedilen ve yükselen Hellen Kültürünün etkisine bağlanır. İzmir'de yetişmiş daha sonra evlenerek İngiltere'ye yerleşmiş bir Rum ailenin kızı olan Lady Crosfield'e (Domini Elliadi) olan gizli aşkı ise pek bilinmez.


Yazının devamı

13 Kasım 2008 Perşembe

Manda ve Himaye

Erzurum (23 Temmuz 1919) ya da Sivas (4-11 Eylül 1919) Kongrelerine atfen anılan "Manda ve himaye kabul edilemez" mottosu ne Erzurum ne de Sivas Kongrelerinin kararları arasında bulunur. Kongrelerde üçüncü bir ülkenin himayesine ilişkin alınan kararlar şöyledir:


manda


Erzurum Kongresi:
Madde-8 : İstiklalimiz ve vatanımızın bütünlüğü mahfuz kalmak şartıyla, memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin fenni, sınai, ve iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız.


Sivas Kongresi:
Madde-7 : Milletimiz, insaniyetperver ve muasır memleketleri ali bilir. Teknik, sinai ve iktisadi durumumuzun ve bize elzem olanların idrakindedir. Bu sebeple devletimizin ve milletimizin, dahilde ve hariçte istiklali ve vatanımızın bütünlüğü muhafaza edilmek şartıyla, 6. maddede belirtilen sınırlar içinde millilik idealine hürmet eden ve yurdumuzu istila amacını gaye edinmeyen herhangi bir devletin fenni, sınai ve iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız. Bu insani ve hukuka mutabık şartları ihtiva eden bir sulhun da hemen geçekleşmesi ve dünyanın sukunu, taleplerimizin en mühimidir.



Wilson


T. Woodrow Wilson (1856 - 1924)



Bu kararlarda tarif edilmeye çalışılan ülke Amerika Birleşik Devletleri'dir. Fakat 1920 seçimlerinde başkan Wilson'un yerine Monreo doktrinini savunan Warren G. Harding'in seçilmesiyle kendi içine dönen ABD, Avrupa'daki gelişmelere karışmama politikasını benimser.


Yazının devamı

12 Kasım 2008 Çarşamba

Çankaya Köşkü’nün arazisi

Çankaya Köşkü - Ankara


Çankaya Köşkü malum, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları'nın ikamet ettiği Ankara'da bir köşktür. Hürriyet yazarı Soner Yalçın 25 Mart 2007'de, Çankaya Köşkü’nün ilk sahibinin Ermeni olduğunu ifşa eden bir yazı yayınladı. Yazısında, o zaman üzerinde bir bağevi olan arazinin savaş sırasında kenti terk ederken bir Türk'e satıldığı anlatılıyordu.



Sonradan anlaşıldı ki, arazinin sahibi Kasapyan ailesinden Edward J. Çuhacı Soner Yalçın'a bir mektup göndermiş ve mektubunda, ailenin araziyi hiçbir zaman satmadığını, 1915 yılındaki tehcir sırasında devletin ailenin tüm mallarıyla birlikte araziye de el koyduğunu anlatmış. Fakat bizler bu mektuptan ancak Ayşe Hür , Taraf Gazetesi'nde bahsettiğinde haberdar olabildik. Sayın büyüklerimiz tarafından aksi yönde bir açıklama yapıldığına da şahit olmadık.

NOT 1: Kürşat Bumin bu mektuptan 20.05.2007'de Yeni Şafak gazetesinde bahsetmiş.

NOT 2: Bir blog'ta ise yukarıda bahsi geçen mektup olduğu söylenen şu metin yer alıyor:

“Sayın Soner Bey,

Bugünkü Hürriyet’teki yukarıdaki başlıklı yazınızı dikkatle okudum ve çok enteresan buldum.

Şu açıklamalarda bulunmak isterdim:

1. Annemin kızlık ismi: ROZ KASAPYAN. Doğum yeri: Ankara 1896-2001. Babasının (yani dedemin) ismi OHANNES KASAPYAN Doğum yeri: Ankara 1857-1944.

2. Çankaya köşkünü Kasapyan ailesi hiçbir kimseye satmamıştır. Devrin hükümeti yalnız o köşkü değil, bütün mallarını ve mülklerini ellerinden alıp Ağustos 1915 yılında tüm aileyi sürgüne sevk etmişlerdir. Benim babam (Ankara doğumlu 1887-1930) o tarihlerde ecnebi bir şirketin sahibi olduğu demiryolunda çalışması vesilesiyle tüm aileyi Ankara’dan (Konya yoluyla) İstanbul’a kaçırmıştır.

3. Ayrıca Kasapyan ailesinin sahip oldukları mülkler arasında Keçiören’deki bağ evi vardı ve bu bağa da Vehbi Koç ailesi sahip olmuştur. Bundan birkaç sene evvel (belki 15 veya daha fazla) İstanbul gazetelerinden birinde bu bağ evinin resmi çıkmıştı -bu evi Vehbi Bey müzeye çevirmişti- ve annem rahmetli Vehbi Bey’e bir mektup yazmıştı. Vehbi Bey de anneme o bağ evinin renkli bir fotoğrafını yollamıştı. Annem bu evde çocukluk yıllarını geçirmiştir. Bize daima o günlerden bahsederdi.

4. Ayrıca Ankara’da dedemin ailesi ve kardeşleri kendi paralarıyla bir (Ermeni Katolik) kilise inşa etmişlerdi ki, bu kilise de yakılmış.

5. Dedemin ailesi, kardeşleriyle birlikte Ankara keçisinin tiftiğini (Angora Wool) İngiltere’ye ihraç edermiş. Ve kardeşlerden bir tanesi İngiltere’de Bradford şehrinde yerleşmiş ve Ankara keçisinin tiftiğini İngiltere’de pazarlarmış. Ben İTÜ’nün mimarlık fakültesinden 1954 senesinde mezun oldum. Yedek subaylık görevimi bitirmemi müteakip evlendim ve 1957 Şubat ayında eşimle Kanada’ya muhacir olarak geldim. Hamdolsun, Ottawa’nın belli başlı mimarlarından biriyim.

Saygılarımla, Edward J. Çuhacı”



Yazının devamı

10 Kasım 2008 Pazartesi

İsmet İnönü ve eniştesi


İsmet İnönü


M.K.Atatürk son zamanlarında İsmet İnönü ile dargındır. İsmet İnönü’nün başbakanlığı sırasında dış politika konusundaki anlaşmazlıkları bir yana ipleri koparan bir bira fabrikası olmuştur. Milletvekili Ahmet İhsan Tokgöz İstanbul Bomonti bira fabrikasının hisselerini alır ve yönetim kurulu başkanı olur. İsmet İnönü'nün eniştesi Kudüslü Abdürrezzak’ı da yönetim kuruluna alır. O dönem Bomonti bira fabrikasının tek rakibi Mustafa Kemal Atatürk’ün imarı ile özel olarak ilgilendiği Ankara Orman Çiftliği içindeki bira fabrikasıdır. Tokgöz ve Enişte Abdürrezzak İsmet İnönü’yü Orman Çiftliği’ndeki fabrikanın memleket kaynaklarını gereksiz yere harcadığı ve kapatılması lazım geldiği konusunda ikna ederler. Konu Mustafa Kemal Atatürk’e gidince durumu kendisi de yabancı uzmanlara analiz ettirir. Çıkan sonuca göre fabrikanın birasının oldukça kaliteli olduğu, kapatılması bir yana büyütülerek İstanbul’a da bira satılabileceği anlaşılır. Mustafa Kemal konuyu görüşmek üzere İnönü’yü bir 1937 akşamı yemeğe çağırır. Gece, İsmet İnönü’nün “Paşam, artık emirlerinizi hep sofradan mı alacağız?” çıkışıyla sona erer. Bunun üzerine İsmet İnönü Başbakanlık görevinden alınır yerine Celal Bayar atanır.


Ertesi gün Mustafa Kemal Atatürk’ün İnönü’yü trende kompartımanına çağırarak “Görev arkadaşlığımız bitmiştir, ama dostluğumuz devam edecek” demiş olması “Aslında İnönü’yü idam ettirecekti, ortada kalmasınlar diye de vasiyetinde çocuklarına para bırakmıştır” söylentisinin çıkmasına engel olamamıştır.


Ankara Orman Çiftliği'ndeki fabrika envanterine rakı ile şarabı da ekleyip TEKEL icin üretime devam etmis, ta ki 2004'te özelleştirilip Mey İçki'ye satılana kadar. AOÇ'taki arazi satılamadığından 5 yıllığına kullanım hakkı verilmiş, 5 yılın sonunda TEKEL'e geri devredilecek. Daha sonra Mey İçki Amerikalı bir şirkete satılmış. Fabrikanın kullanım hakkı şimdi onlarda, 2009'da TEKEL'e geri vermeleri gerekiyor.


Yazının devamı

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Gülcemal

"Ey gülcemal gülcemal
Dört tane direğin var
Aldın gittin yarimi
Ne hain yüreğin var"


- Halk türküsü -

Gülcemal  (nam-ı diğer Germanic)
Gülcemal (nam-ı diğer Germanic)


Kazım Karabekir’in Gülcemal’le Anadolu’ya geçişinin hikayesini kendi hatıratından okuyalım (İstiklal Harbimiz-I) :

“12 Nisan 1335 Gülcemal Vapuruyla akşama doğru İstanbul rıhtımından hareket ettik. Kızkulesiyle Selimiye arasında demirledik. İtilaf memurları kontrol edecekler! Herhangi bir tarafa gidecekler büyük müşkilatla, vesikalarını İngiliz, Fransız üniformalı yerli Rum ve Ermeni askerlerinin envai hakaretine uğrayarak ve rüşvet vererek yapmak kaç zamandır usul olmuş. Vapurlarda bu tasdikli vesikaları olmayanlar hakaretle, dayakla dışarı atılıyormuş! Böyle bir heyet bizim vapuru da aradı. Vesika yaptırmamış şarka giden iki zabit, kömürcü kıyafetine girerek ocak başında görülerek kurtuldular. 13 Nisan sabahı rüzgarlı ve bulutlu bir havada Boğaz’ı çıkarken bir saadet rüzgarı gibi kalbim coşuyordu. Büyükdere önünden geçerken o, 28 Teşrinisani 1334’te Büyükdere’ye çekilmek üzere bulunan İngiliz bayrağının rüzgardan çırpındığını gördüm. Bu sefer gurur duydum. Buna ve Boğaz’ın tarafeynindekilere, “Hepiniz, hepiniz inmeye mahkumsunuz” dedim. Çok seviniyordum. Sanki her düşüncem kuvvet ve her kuvvet muvaffakiyet olmuştu. “Cihan yıkılsa Türk yıkılmaz!” diyordum. Yaverime de programımı anlattım. Sevinçle artık Karadeniz’de yol alıyorduk. Zonguldak, Sinop...17 Nisan’da Samsun’a vardık.”

İstanbul’un işgalinden sonra Anadolu’ya tayinini yaptıran ilk komutan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa olmuştu. Onun arkasından Kazım Karabekir, Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye ısrarla Anadolu’ya geçmelerini rica ettikten sonra tayinini Erzurum’a çıkarttı ve 17 Nisan 1919’da Gülcemal’le Samsun’a oradan Trabzon’a oradan da Erzurum’a geçti. İsmet (İnönü) Bey ve Mustafa Kemal o sıra Ahmet Rıza veya İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kurulması için uğraşıyorlardı. Hatta Kazım Karabekir, İsmet Bey’in kendisine İaşe Nezaretini teklif etmesine içerlediğini ve bunu İsmet Bey’e “İaşe Nezaretinin açlıktan ölenlere mersiye-hanlık olur” diyerek ifade ettiğini hatıratında dile getiriyor. İzzet Paşa’dan beklediği Harbiye Nazırlığını elde edemeyen Mustafa Kemal İstanbul’da bir sonuç alınamayacağına kani olunca, Padişah VI.Mehmet Vahdettin’in oluruyla görülmemiş yetkiler donanmış halde, 9. Ordu Müfettişi olarak Mondros Mütarekesinin 7. Maddesi uyarınca İtilaf Devletleri tarafından girişilecek olası yeni bir işgali önlemek üzere, 19 Mayıs 1919’da Bandırma gemisi ile Samsun’a çıkıyor. İsmet Bey ise çok sonra, İngilizler tarafından Malta’ya sürülmekle Anadolu’ya geçmek arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığında Anadolu’ya geçiyor.

Yakın tarihimizde Yavuz’un (ilk adı: Goeben, uzunluğu: 187 m, ağırlığı: 25,000 ton, yakıtı: kömür) savaş gemisi olarak kazandığı ün ve hayranlığa ulaşmış bir başka efsane gemi Gülcemal’di. Gemi kömürlü ve yelkenlidir, iki bacası 4 yelken direği vardır, ağırlığı 5,000 tondur. Gülcemal savaş zamanında asker ve mühimmat taşımakla beraber 1875 yılında transatlantik olarak inşa edilir, bir süre Atlantiği en hızlı geçen gemi ünvanını elinde tutar, Avrupa’nın değişik şehirlerinden ve İstanbul’dan Amerika’ya göçmen taşır.

Türkiye’ye geldikten sonra bir süre posta gemisi olarak çalışır sonra Karadeniz’de düzenli yolcu seferleri yapar. Nice ünlü/ünsüz yolcusu olmuştur. Kimler yoktur ki yolcuları arasında, siyasi sürgün olarak Avrupa’dan Amerika’ya giden sarıklı Jöntürk Ubeydullah Efendi (Hatipoğlu) , Trabzon’dan İstanbul’a gelen Ermeni patriği Zaven Efendi (1915), Hamidiye Kahramanı Rauf Bey’in de aralarında bulunduğu Mondros Mütarekesi’ni imzalamaya giden heyet (1918), İstanbul’dan Trabzon’a geçen Kazım Karabekir (1919), bozguna uğradıktan sonra İzmit’ten İstanbul’a dönen Kuva-yı İnzibatiye askerleri (1920), Milli Mücadele zaferi sonrası Trakya'yı teslim almak üzere İstanbul’a gelen Refet Paşa (1922), İstanbul’dan New York’a bağış toplamak üzere giden Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Dr. Fuat Umay (1923), Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Türkiye’ye dönüşünde İsmet İnönü (1923), Selanik’ten Anadolu’ya göç ettirilen Lozan Mübadilleri (1924), Cumhuriyet’in ilanından sonra Marmara gezilerinde M.K. Atatürk, Çanakkale’den İstanbul’a M.K.Atatürk ve konuğu İran Şahı Rıza Pehlevi (1934). Yolculuk yaptıklarından emin olunamayanlar ve bilhassa yolculuk yapmayanlar da var. İstanbul’dan İzmir’e Mustafa Kemal’e suikast için gelen Laz İsmail ile Laz Yusuf (1926) ve dünyanın en uzun yaşamış 2. insanı, 10 Osmanlı padişahı ile 2 Cumhurbaşkanı görmüş ve 157 yaşında ölmüş olan Zaro Ağa’yı (1777-1934) Amerika’ya götürdüğü hususlarındaki rivayet muhtelif.

İkinci Abdülhamid’in torunu, sürgündeyken hanedan reisliği (saltanat devam etse idi padişahlık) yapmış olan Mehmet Orhan Efendi saltanat ailesinin sınırdışı edilişi sırasında (3 Mart 1924) Gülcemal’e neden binmediklerini şöyle anlatıyor:

“Ailenin çoğu istasyondaydı. Daha evvel tren yerine vapurla gitmeyi düşünmüştük. Ama ‘Hanedanı, Gülcemal vapuruna koyup Çanakkale’yi geçtikten sonra vapuru batıracaklar’ diye bir şayia çıkmıştı. Şehzadelerin çoğu, bu yüzden fikrini değiştirip trenle gitmeye karar verdi.”

Britannic (I) & Germanic

Britannic (I) & Germanic


Gülcemal 1875 yılında İngiltere’de White Star Line Şirketi tarafından yaptırıldığında adı SS (steamship) Germanic idi. Germanic’in aynı tersanede yapılmış bir de ikiz kız kardeşi vardı, Britannic (I). Britannic (I)’in ilk adı Hellenic iken yüzdürülmeden hemen önce değiştirildi.

White Star Line Şirketi aynı zamanda ünlü transatlantik Titanic ve kız kardeşleri Olympic ile Britannic (II)’yi yapan denizcilik şirketidir. R.M.S. (Royal Mail Ship) Titanic 15 Nisan 1912’de bir buzdağına çarparak battı. Mühendisler kendi büyüklüğünde bir gemi ile çarpışsa bile Titanic’in batmasının 2 gün süreceğini bu sürede de mutlaka yardım ulaştırılacağını düşünüyorlardı. Ancak Titanic 2-3 saat içinde 1,500’den fazla yolcusuyla Kuzey Atlantik’in soğuk sularına gömüldü. Olympic üç kardeşin arasında Atlantik’i geçerek “transatlantik” adının hakkını verebilen tek gemi oldu. Savaştan sonra 1934’e kadar yolcu taşımaya devam etti, 1935’te söküm için satıldı. Üçüncü kız kardeş, Gülcemal ve ikizinin büyük ablaları H.M.H.S. (His Majesty's Hospital Ship) Britannic (II)’nin tersanedeki adı aslında Gigantic idi. Savaş başladığında vatansever duygular ağır basınca adı Britannic yapıldı. I. Dünya Savaşı çıkınca İngiliz donanmasında hastane olarak kullanılan Britannic (II), altıncı seferinde Çanakkale Savaşı’nda yaralanan İngiliz askerleri almak için Ege’de yol alırken Alman denizaltıları tarafından batırıldı ya da bir mayına çarparak 57 dakika içinde (Titanic'İn yarısı skadar bir sürede) battı. Battığı yer Atina’nın 60 km güneydoğusunda Kea Adası yakınlarında idi. Bulunduğu yer 1976’da ünlü deniz araştırmacısı Jacques Cousteau tarafından tespit edildi.

Gülcemal 1905’te Dominion Line şirketine satıldı ve adı Ottawa olarak değiştirildi, 1910’a kadar Kanada sularında yolcu taşıdı. 1911’de Osmanlı Hükümeti'nce 15 bin altına satın alındı, adı Gul Djemal kondu, Sultan V. Mehmet Reşat’ın Arnavut asıllı annesinin adıydı, “gül yüzlü” anlamına geliyordu.

Gülcemal  (nam-ı diğer Germanic)
BRITANNIC (I) ve BRITANNIC (II)’nin maketleri. BRITANNIC (I) yani Gülcemal’in ikizi, 1874 yılı yapımı, ağırlığı 5,000 ton. BRITANNIC (II) yani Titanic’in ikizi, 1911 yılı yapımı 50,000 ton (Encyclopedia Titanica)



İlk görevi Osmanlı askerlerini Yemen’e taşımaktı. I. Dünya Savaşı çıktıktan sonra 1915’te bu sefer Çanakkale’ye asker taşıdı. Deniz üzerinden “Çanakkale Geçilmez” idi fakat suyun altından İngiliz denizaltıları içeri girebiliyorlardı. Gülcemal 3 Mayıs 1915’te Marmara’ya sızmış bir İngiliz denizaltısı tarafından İmralı Adası önlerinde torpillendi. Aldığı yara gemiyi batıramadı, Gülcemal İstanbul’a çekilerek onarıldı. Denizaltı personeline verilen 20,000 sterlin’lik ödül daha sonra vurulanın bir sivil gemi olduğu anlaşılınca (Gülcemal 4,000 asker taşıyordu) ödül mürettebattan geri istenmişti. İngiliz denizaltıları Gülcemal’den başka, İstanbul'a kadar gelerek Karaköy Limanı'nda cepheye asker sevkiyatı için bekleyen bir Osmanlı gemisini de torpillediler. Gebze kıyılarında denizaltıdan sızan bir İngiliz askeri, cepheye asker taşımak için kritik olan bir trenyolu viyadüğünü havaya uçurdu. Bu, sabotaj tarihine denizaltıdan yapılan ilk eylem olarak geçti.

Gülcemal savaş bitiminde Alman askerlerini evlerine geri götürdü. 1921’de Ottoman-American Line şirketi adına Amerika’ya göçmen taşıdı. Daha sonra yolcu taşıma görevine Karadeniz’de devam etti. 1928’de Türkiye Seyrisefain İdaresi’ne (Denizyolları İşletmesi) geçti ve adı Gülcemal olarak düzeltildi.

Karadeniz’de çalıştığı dönemde bu güzel gemi halkın sevgilisi olmuş, adına türküler yakılıp, efsaneler üretilmiş. Gülcemal 1930’larda İzmir'den İstanbul'a gelir Kuruçeşme'deki Galatasaray Adası’ndan kömür ikmali yapar, İstanbul'dan tüm Karadeniz kıyı kentlerini dolaşıp sonra Hopa'dan geriye dönermiş, bu yolculuk 15 gün sürermiş. Ünye’de “oyalanma” manasına “sakın Gülcemal vapuru gibi her yere uğramadan git gel” derlermiş. Karadeniz kıyı kentlerinin sığ limanları yanaşmasına müsait olmadığından açıklarda demirleyen Gülcemal'in yanına yanaşan kayıklar yolcuları ve eşyalarını kente taşırlarmış. Rize Limanı'nın açığında demirlediğinde, kayıkla 7 kez etrafının dolaşılması halinde hastaların iyileşeceğine inanılırmış. Bu güzel geminin 75 yıl yıl hizmet verdikten sonra akıbetinin ne olduğunu yazmaya elim varmıyor, meraklısı bu bilgiye kolayca ulaşabilir.


Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Gülcemal’li dizeleri:
...
İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu`da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne Türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu`da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul’a
Gülcemalle gelir
...

Orhan Veli’den sakal

hanginiz bilir, benim kadar,
karpuzdan fener yapmasını;
sedefli hançerle, üstüne,
gülcemal resmi çizmesini;
beyit düzmesini;
mektup yazmasını;
yatmasını,
kalkmasını;
bunca yılın halime'sini
hanginiz bilir, benim kadar,
memnun etmesini?
değirmende ağartmadık biz bu sakalı!

Gülcemal’in Türkiye’de edindiği kardeşi Gülnihal

Gülcemal Gülnihal



Alıntı yapılan kaynaklar: İstiklal Harbimiz (I) - Kazım Karabekir, Son Osmanlılar – Murat Bardakçı


Yazının devamı
Banner from George Steinmetz

(*) Yavaş yürüyorum bela bana yetişiyor, hızlı yürüyorum ben belaya yetişiyorum.