Büyütmek için tıklayın
Kaynak:
| Yazının devamı | ![]() |
Ez hêdî dimeşim bela dighê mi, ez zû dimeşimez dighêm bela (*)
Fatih Altaylı, Habertürk Gazetesi'ndeki 25.08.2009 tarihli "Anadolu'nun gen haritası" başlıklı yazısında Stanford Üniversitesi'nden Cengiz Cinnioğlu ve ekibinin 2003 yılında yayınladığı çalışmaya yer vermiş ve Türkiye'deki genetik grupların yüzdelerini aktarmış.
Yazıda belirtilen oranlar bu halleriyle aynen adı geçen raporda bulunmamakla birlikte, 30.12.2007 tarihinde Radikal2'de yayınlanan "Türkiye'nin genetik zenginliği" başlıklı yazım için yaptığım okuma sonrası hesapladığım basitleştirilmiş/özetlenmiş oranlardı. Oranlar doğru olmakla birlikte, Cengiz Cinnioğlu "Bu oranlar raporumdan alıntı değildir" dese yanlış olmaz.
2003'te yaklaşık 500 kişi ile yapılmış Cinnioğlu çalışmasından sonra bu çapta başka bir çalışma duymadım. FTDNA'de oluşturduğum Türkiye grubuna katılanların Y-DNA genetik dağılımları ile Cinnioğlu çalışmasındaki dağılım birbirine oldukça benziyor. FTDNA-Türkiye grubundaki katılım 50 kişi civarında.
CİNNİOĞLU ve FTDNA-TÜRKİYE, Y-DNA dağılımlarının karşılaştırması
Büyütmek için tıklayın
| Yazının devamı | ![]() |
Halid Ziya Uşaklıgil (1867-1945) dört çocuğundan üçünü daha kendisi hayatteyken toprağa vermek bahtsızlığını yaşamış bir edebiyatçımızdır. Sadun ve Güzin adındaki çocuklarını henüz bebekken kaybeder. Halid Ziya, Sadun için “KIRIK Oyuncak”, Güzin için “KIRIK Hayatlar” hikayelerini kaleme alır. Daha sonra Halil Vedad ve Bülent isminde iki oğlu olur. İkisi de hariciyeci olarak yurtdışında görev yaparlar. Ölümünden sonra anısına “Bir Acı Hikaye” kitabını yazdığı Halil Vedad, Arnavutluk’ta görevli iken intihar eder (1937).
Selim İleri, naif bir kişilik ve müzisyen olan Halil Vedad’ın hikayesinden oldukça etkilenmiş, Halid Ziya’nın “Bir Acı Hikaye"sinden yola çıkarak, Aşk-ı Memnu (1900) ile de parallellikler kurup 1993’te “KIRIK Deniz Kabukları”nı yazmış. Kitapta Mustafa Kemal Atatürk , Latife Hanım ve Halil Vedad arasında geçen ilginç olaylardan bahsediliyor.
Halid Ziya Uşaklıgil ve Latife Hanım’ın babası Muammer (Uşaklı) Bey kardeş çocuklarıdır, Halid Ziya yaşça büyük olduğundan Muammer Bey kendisine “amca” diye hitap eder. Muammer Bey’in adı Atilla İlhan’ın Karantina'lı Despina şiirinde de geçer, hatırlarsınız. Halid Ziya, yeğeni Latife Hanım’ın eğitimiyle bizzat ilgilenmiş, Fransızca dersleri vermiş. Latife Hanım da kensinden 5 yaş küçük Vedad’a ablalık yaparmış.
Vedad’ın müziğe, dolayısıyla piyanoya istidadı vardır, o kadar ki Sultan Reşad, pederi sarayda başkatiplik yaptığı sıra kendisine bir piyano hediye eder. Bu piyano daha sonra hariciyede görev yaptığı yıllarda Ankara’ya kadar taşınır. Vedad’ın Mustafa Kemal Atatürk’le tanışması da piyano sayesinde olur. Latife Hanım Mustafa Kemal’le evlendikten sonra bir konser vermek için Ankara’ya gelen Vedad bir gece Çankaya Köşkü’ne misafir olur. Burada yeteneği ile Mustafa Kemal’in beğenisini kazanır...
Vedad’ın Fransızca, İngilizce ve Almanca’yı çok iyi konuştuğunu öğrenen Mustafa Kemal, o gece orada bulunan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a Vedad’ın dışişlerine memur olarak alınması için direktif verir. Latife Hanım’ın şaşırtıcı engelleme girişimine rağmen Vedad babasının da araya girip Mustafa Kemal’den ricacı olması üzerine hariciyeye girer. Vedad Ankara’ya gelir ve Çankaya Köşkü’nde müştemilatta misafir olarak kalır, ta ki Latife Hanım’la Mustafa Kemal’in arası bozulup Latife Hanım İzmir’e dönene kadar. Bir gece köşkte Mustafa Kemal, Vedad’ın piyano çalışına iltifat edince, Latife Hanım’ın bir kıskançlık krizi geçirdiği anlatılır. Latife Hanım köşkten ayrılmadan hemen önce Vedad’a kendisi oradan ayrıldıktan sonra onun da köşkte kalamayacağı ultimatomu vermesine rağmen, Vedad Mustafa Kemal’in himayesindedir. Yine de durum uygun görülmemiş olsa gerek, kısa bir süre sonra Vedad sedece köşk ve Ankara’dan değil Türkiye’den de ayrılıp Londra’ya görevli olarak gider.
Bundan sonra Vedad’ın hazin sonunu hazırlayacak görevlendirmeler ve görevden almalar silsilesi başlar. Halid Ziya oğlunun çöküşünü hazırlayan bu sürecin sorumlusu olarak, yüzüne gülüp arkasından kuyusunu kazan, 1925-1938 yılları arasında kurulan bütün kabinelerde dışişleri bakanlığı görevini yürüten Tevfik Rüştü Aras’ı gösterir , “Bir Acı Hikaye”de “Vekil” takma adıyla onu açıkça suçlar.
Artık müzikten de uzaklaşan Vedad son olarak Arnavutluk’taki görevinde terfi beklerken, sebep gösterilmeksizin Türkiye’ye dönmesini isteyen bir telgraf alınca, odasında uyku ilacı içerek intihar eder.
| Yazının devamı | ![]() |
![]() | ![]() |
| Yazının devamı | ![]() |

| Yazının devamı | ![]() |
Aşağıdaki grafikler yeniçeri birliklerine ait bazı remizleri yani işaretleri gösteriyor. Her yeniçeri bölüğünün farklı bir işareti bulunurmuş. Yeniçeriler bu işaretleri vucütlarında dövme, mezartaşlarında kitabe olarak kullanmışlar, el koydukları, haraca bağladıkları mekanlara bu işaretleri kazımışlar vaktiyle.





| Yazının devamı | ![]() |
Beyaz atın üzerindeki Fatih'in solundaki eli tüfekli yeniçeri, saray ressamı Fausto Zonaro mu yoksa şehit ressam Hasan Rıza mıydı?

| Yazının devamı | ![]() |




![]() | ![]() |



| Yazının devamı | ![]() |
(*) Yavaş yürüyorum bela bana yetişiyor, hızlı yürüyorum ben belaya yetişiyorum.
Pontos Kralı Mithridates
MÖ I.yy’da Pontos Kralı VI.Mithridates (MÖ.132–MÖ.63) bütün Anadolu’yu ele geçirir. Bunun üzerine zamanın emperyal gücü Roma İmparatorluğu Anadolu’ya bir ordu yollar. Mithridates Balkanlar ve Güney Rusya üzerinden İtalya’ya saldırma girişiminde bulunsa da müttefikleri tarafından yalnız bırakılınca MÖ 87-63 yapılan savaşları Roma ordusuna karşı kaybeder. Mithridates sonunda intihar eder ama bir emperyal güce başkaldıran ilk Anadolu’lu kral olarak tarihe geçer, mezarı Sinop’tadır.
Mithridates’in oğlu II.Pharnakes Pontos Krallığı’nı yeniden canlandırmak isteyince büyük Roma imparatorlarından Caesar (Sezar) Anadolu’ya yürür ve MÖ 47’de Zela’da (bugünkü Tokat, Zile) isyanı bastırır. Sezar ünlü “veni vidi vici” (geldim, gördüm, yendim) mesajını buradan Roma’ya yollamıştır.
1970'te Sağmalcılar'da yeni inşaatların pis su kanallarının temiz su kanallarına bağlanması ile bir kolera salgını başlar. 50'ye yakın kişi ölür, ucuz atlatılmış bir salgındır. Sağmalcılar ismi salgını çağrıştırdığından Bayrampaşa olarak değiştirilir. 30 yıl sonra, 2000 yılında Bayrampaşa Cezaevi onlarca mahkumun yanarak, vurularak ve boğularak ölümüne tanıklık eder. Operasyonun adı 'Hayata Dönüş'tür.
Bu resmi yapan son Halife Abdülmecid (1868-1944) efendidir, resim 31 Mart Vakası sonrasında II. Abdülhamid'in hal'ini (1909) tasvir eder. Halife Abdülmecid'in küçük yaştan resme ilgisi olmuş hatta 1910 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'ne fahri başkan seçilmiş. Resimleri Paris'te açılan sergilerde kabul görmüş, Pierre Loti ile bu resimler üzerine mektuplaşmış. Eserleri bugün Resim ve Heykel ve Sabancı Müzesi kolleksiyonlarındadır.
Realizm akımının öncülerinden Gustave Courbet'nin (1819-1877) Osmanlı Paşası ve diplomatı Halil Şerif Paşa'nın siparişi üzerine 1866'da yaptığı L'Origine du monde (Dünyanın orjini) adlı resim TARAF gazetesinin arka sayfasında yayınlandığında, NOKTA'nın kapanması pahasına darbe günlüklerini yayınlayan Alper GÖRMÜŞ tarafından yine TARAF'taki köşesinde eleştirilmişti.
1769 yılında Avusturya-Macar imparatoriçesi Maria Theresa, soylu bir mekanikçi olan Wolfgang von Kempelen'den etkileyici bir buluş yapmasını ister. Kempelen "The Turk" adını verdiği kendi kendine düşünerek satranç oynayabilen bir kukla makinasını yaratır. "The Turk" o kadar ilgi görür ki sahibi onu Avrupa turuna çıkarır. Hatta "The Turk", Napolyon'la bile oynar. Daha sonra makinanın hileli oldugu ortaya çıkar, satranç taşlarını makinanın içinde olan bir cüce mıknatısla oynatmaktadır. Almanca' ya "getürkt" yani "içinde bir hilesi olan şey" kelimesi bu makinadan gelmektedir.